İçeriğe geç
Tokat Yerel

Gündelik sorulara sade yanıtlar, burçlara renkli bakış

Şaşırtıcı Bilgiler 4 dk okuma Tufan Sezgin

Ahtapotun Üç Kalbi ve Mavi Kanı: Bedenin İçindeki Tuhaf Düzen

Ahtapotların üç kalbi vardır, kanları mavidir ve yüzerken kalplerinden biri durur. Bu tuhaf düzenin ardında sağlam bir kimya mantığı yatıyor.

Doğa, bize sürekli olarak beklentilerimizi bozan örnekler sunar. Bunların en çarpıcılarından biri, okyanusların derinliklerinde yaşayan ahtapotlardır. Çoğu insan onları yalnızca sekiz kollu, renk değiştiren tuhaf canlılar olarak bilir. Oysa bir ahtapotu gerçekten olağanüstü kılan şey, kollarının sayısından çok, gövdesinin içinde işleyen sistemin bizimkine hiç benzememesidir.

Bir ahtapotun göğsünde tek bir kalp değil, üç kalp atar. Bu kalplerden ikisi solungaçlara adanmıştır ve görevleri kanı yalnızca solungaçlardan geçirip oksijenle buluşturmaktır. Üçüncü kalp ise oksijenlenmiş kanı vücudun geri kalanına, yani kollara, sindirim sistemine ve o meşhur büyük beyne pompalar. Bu iş bölümü, ilk bakışta gereksiz bir karmaşıklık gibi görünse de aslında ahtapotun yaşam biçiminin doğrudan sonucudur.

Neden üç kalp gerekiyor

Cevap, ahtapotun kanının taşıdığı maddede gizli. Bizim kanımızda oksijeni taşıyan protein hemoglobindir ve merkezinde demir bulunur. Demir oksijenle birleştiğinde kırmızıya döner; kanımızın rengi bu yüzden kırmızıdır. Ahtapotta ise oksijen taşıyıcısı hemosiyanin adı verilen bir bakır bileşiğidir. Bakır oksijenle buluştuğunda maviye çalan bir renk verir. Dolayısıyla yaralanan bir ahtapotun kanı kırmızı değil, soluk mavimsi bir renk gösterir.

Hemosiyanin, soğuk ve oksijeni az sularda hemoglobinden daha verimli çalışır. Derin denizlerin buz gibi ve oksijenden yoksun ortamında bu ciddi bir avantajdır. Ancak bir dezavantajı vardır: hemosiyanin, birim hacimde hemoglobin kadar çok oksijen taşıyamaz. Yani ahtapotun kanı daha zayıf bir taşıyıcıdır. Bu eksikliği kapatmanın yolu, kanı daha hızlı ve daha yüksek basınçla dolaştırmaktan geçer. Üç kalpli sistem tam olarak bunu yapar.

Yüzerken yorulan bir avcı

İşin en ilginç kısmı burada başlar. Ahtapot yüzmeye başladığında, vücudun geri kalanını besleyen üçüncü kalp durur. Bu yüzden yüzmek ahtapot için son derece yorucu bir eylemdir ve uzun süre sürdürülemez. Bir ahtapotun mümkün olduğunca yürümeyi, yani kollarıyla deniz tabanında sürünmeyi tercih etmesinin nedeni budur. Yüzme, onun için ancak acil durumlarda başvurulan bir kaçış yöntemidir.

Bu tek ayrıntı, ahtapotun avlanma stratejisini de açıklar. Uzun kovalamacalar yerine pusu kurar, kaya oyuklarına saklanır, renk ve doku değiştirerek zemine karışır ve avı yeterince yaklaşana kadar bekler. Enerji ekonomisi, onun tüm davranış repertuvarını şekillendirmiştir.

Beyni kollarına dağılmış bir canlı

Ahtapotun tuhaflığı dolaşım sistemiyle sınırlı değildir. Sinir hücrelerinin yaklaşık üçte ikisi merkezi beyinde değil, kollarında bulunur. Her kol, belirli bir ölçüde bağımsız karar verebilir. Bir kol, merkezden ayrıntılı talimat beklemeden bir kaya aralığını yoklayabilir, bulduğu bir nesneyi kavrayabilir ve tadına bakabilir. Çünkü ahtapotun vantuzları dokunma duyusunun yanı sıra kimyasal algılama da yapar; yani kollarıyla bir anlamda tat alır.

Bu dağıtılmış sinir mimarisi, sekiz esnek kolu aynı anda yönetmenin merkezden imkânsıza yakın olmasından kaynaklanır. Bizim iskeletimiz hareketi belirli eksenlerle sınırlar; ahtapotun kolunda kemik yoktur, dolayısıyla her noktadan her yöne bükülebilir. Böyle bir uzuv için merkezi kontrol yerine yerel özerklik çok daha verimli bir çözümdür.

Kısa ama yoğun bir ömür

Bu özerkliğin görünür sonuçlarından biri, bir ahtapotun aynı anda birbirinden bağımsız işler yapabilmesidir. Bir kolu taşın altını yoklarken bir diğeri kabuklu bir avı sabit tutabilir, üçüncüsü ise gövdeyi zemine sabitleyebilir. Merkezi beyin bu işlemlerin ayrıntısıyla değil, yalnızca genel hedefle ilgilenir; kollara verilen talimat "şurayı araştır" düzeyinde kalır, geri kalanını kolun kendi sinir ağı halleder.

Renk gören değil, renk değiştiren deri

Bir başka çelişki daha var. Ahtapotlar renk körü kabul edilir; gözlerindeki alıcılar tek tip ışığa duyarlıdır. Buna rağmen bulundukları zeminin rengini ve dokusunu şaşırtıcı bir isabetle taklit ederler. Derilerinde kromatofor adı verilen, kas lifleriyle gerilip genişleyen renk keseleri bulunur ve bunlar saliseler içinde açılıp kapanabilir. Bazı araştırmacılar, derinin kendisinde ışığa duyarlı proteinler bulunmasının bu bilmeceyi çözebileceğini düşünüyor. Yani ahtapot rengi gözüyle değil, teniyle algılıyor olabilir.

Tüm bu karmaşıklığa rağmen ahtapotların çoğu bir ila iki yıl yaşar. Dişi, yumurtalarını bırakıp onları aylarca koruduktan sonra genellikle ölür. Bu kısa ömür, öğrendiklerini bir sonraki kuşağa aktarmasını da imkânsız kılar. Yani her ahtapot, dünyayı sıfırdan keşfeder ve labirent çözmekten kavanoz kapağı açmaya kadar uzanan becerilerini kendi başına geliştirir.

Üç kalp, mavi kan ve kollara dağılmış bir zihin. Bu üçlü, evrimin tek bir doğru çözüm üretmediğini, koşullar değiştiğinde bambaşka yollardan da işleyen sistemler kurabildiğini gösteren en güzel örneklerden biridir.

Şaşırtıcı Bilgiler kategorisinden